Page 59 - MAKSİMUM BİZ | SAYI 28 | EYLÜL 2014
P. 59
İnsanlar daha çok haklı
olmayı seviyorlar, mutlu olmayı
sevmiyorlar. Ben haklıyım!
Tamam, sen haklısın, ama
mutlu musun? Ben hayatımın
büyük bir bölümünü haklı olarak
geçirdim. Artık haklı olmak o
kadar da önemli değil benim için,
doydum ben. Artık haklı olmak
istemiyorum, biraz mutlu olmak
istiyorum.
Televizyonda öyle bir zamanın yoktur. Bizde
hiç yok, ama Amerika’da da çok yoktur. İyi bir
fikir, iyi bir hikâye, benzerlerinden farklı bir
biçimde anlatacak donanımın, bakış açın, ma-
rifetin varsa, neden yapamayasın? Dolayısıyla
televizyon da şahane bir zemin olmamakla
birlikte tamamıyla aynı başarıyı tekrar edebi-
leceğin bir yerdir, yeteri kadar hazırlıklıysan.
Vicdan ve adalet, ideoloji budur diyorsu-
nuz. İdeolojiler bitmiştir diyenlerden farklı
bir söylem bu.
Sığ siyasetin sularında bırakılmış can simit-
lerine sarılmam ben. Orada boğulmamak için
ayakta durmak yeterlidir çünkü. Uzanıp da
suyun içine boğuluyorum diye bağırmak ve
her simide sarılmak benim yapabileceğim bir
şey değil. Sığ sulardır bunlar ve ayakta dur-
man yeter. Vicdanı olan, adalet duygusu geliş-
miş herkesle oturup kalkabilirim. İdeolojisi ne
olursa olsun. Eninde sonunda anlaşabilirim.
Anlaşamazsam dert etmeyebilirim. Ama o iki
şeyin varlığı tartışılmaz ve mutlaktır benim
“Leyla ile
Mecnun,
seyircisi de
dâhil tuhaf
bir şeydir”
Leyla ile Mecnun, özel
bir oyuncu grubunu bir
araya getirmeyi becerdi.
Sıradışı bir yönetmen,
sıradışı bir yazar, üslup
birliği olan oyuncular bir
araya geldiği için bir süre
sonra seyirci de o takımın
bir parçası haline geldi.
Seyircisi de diziden kopuk
değildir, onlar da tuhaf in-
sanlardı. Kireçburnu’nda
durup gemilere el salla-
yan binlerce insan gör-
düm. Şaka değil, binlerce
insan. Dolayısıyla “Leyla
ile Mecnun,” seyircisi de
dâhil tuhaf bir şeydir.
için. Daha da başka şeyler arayan varsa bir iti-
razım yok. Bulsam ben de hayır demem ama
bunları bulamadığım yerde durmam. Cenneti
vaat etmek ne kelime, isterse getirip önüme
koysun, içinde vicdan ve adalet yoksa, ne ya-
payım ki ben o cenneti?
Hayatta ayakta kalmak için egoyla bir şe-
kilde baş etmek lazım, demişsiniz. Egonun
yıkıcılığı nerede?
Bu aşı gibi bir şey. Belli bir miktar bağışıklık
kazanmanı sağlıyor. Ego da öyle. Belli bir mik-
tarı bizim işimizde lazım. Futbol örneğinden
gideyim. Mesela golcüye niye pas vermedin
falan denilmez, onun işi kaleyi gördüğü yer-
den çakmaktır. Tutturabiliyorsa tutturur.
Tutturamıyorsa daha az şöhretle hayatını
sürdürür. Lazımdır yani bir miktar. Ama
egoyla baş etmeyle çalışma, ona yenik düşme,
onu baştacı etme, kendini delice önemseme
çukuruna düştüğün zaman oradan çıkılmıyor.
Oyunculuk, yönetmenlik, yazma işi gibi çetin
işlerle uğraşan biri olarak benim bir egom
var, bir kısmını kendim geliştirdim. Bir süre
sonra esiri olmaya başladığımı görüp kendimi
ondan sakınma dersine başladım. Çok makul
miktarda aşılık bir kısmı bazen vaziyeti kur-
tarıyor ama ondan sonrası önce sana, sonra
etrafına zarar veriyor. Allahtan benim pozis-
yonum etrafa çok zarar verecek bir pozisyon
değil. Ama etrafa çok zarar verecek pozisyon-
da olanların egoları asıl tehlike…
Twitter sayfanızda “Aşk yalnızların müş-
külüdür, sürülerde aşk olmaz” yazıyor…
Neden?
Aşk senin hayal ettiğin bir şeydir. Bir şey hayal
edersin ve birine onu yüklersin. Çoğu zaman
bu yük çok ağırdır. Sen payına düşen kadarını
zaten yeterince taşımıyorsundur, onun da se-
nin yükünün bir kısmını taşımasını istiyorsun-
dur. Bu mümkün değil. Mümkünsüzlüğü nere-
den geliyor? Teorik olarak söylüyorum bunu,
sürekliliği yok. Sürekliliği olmayan bir şey bir
çıpa değildir, ona bağlanıp yaşayamazsın. Bir
süre yaşarsın, sonra o bağ kopar, sonra sen
yine uzay boşluğunda asılı kalırsın. Bu neden-
le sürekli bir aşk ancak kafanın içinde, sana
ait bir şey olabilir. Başkasıyla paylaşabilece-
ğin bir şey değil. Herkeste olan bir şeyi satan
bir tezgâhtar gibi düşün kendini. Aşk budur.
Herkeste olandır. Aşk özgül ağırlığı yüksek bir
metafordur. O yüzden aşk senin müşkülün.
maksimumbiz | 57

