Page 16 - BODRUMDergi | ŞUBAT 2026 | SAYI:18
P. 16

RÖPORTAJ RÖPORTAJ
Biyografinizde yer alan başarıların
ardında, hayatın akışı içinde sizi
besleyen ve heyecanlandıran küçük
ayrıntılar olduğunu düşünüyorum. Yazı
masasından uzaklaştığınızda Buket
Uzuner’in dünyası hangi uğraşlar,
hangi alışkanlıklarla şekilleniyor?
Sizi siz yapan, belki de çoğumuzun
bilmediği o küçük keyiflerinizden
bahseder misiniz?
Sorunuzun yanıtına geçmeden, ilk
cümlenizdeki güzel bir ayrıntıya
değinmek isterim, -izninizle.
İlk gençliğimde sevdiğim oyun
yazarlarının, oyuncuların ve tarihte
başarılı kadınların biyografilerini
okumaya meraklıydım. Tabii bunların
çoğu, aslında annemi etkilemiş
yazar ve sanatçılardı. Çünkü ilk
kahramanlarımız anne ve babamızdır,
ilk beğenilerimizi onlar belirler. Beni
büyüleyen şey, şimdikinden çok
daha zor koşullarda Türkiye dâhil
farklı ülkelerde yaşamış o yazar ve
sanatçıların tüm savaşlara, yokluk
ve engellere rağmen hayallerini nasıl
gerçekleştirebildikleriydi… Mesela;
“Küçük Kadınlar” romanıyla Türkiye’de
doğmuş ben de dâhil dünyanın birçok
yerinde daha sonra yazar olacak
aralarında; Margaret Atwood, Simone
de Beauvoir, Barbara Kingsolver,
14
Ursula Le Guin gibi önemli yazarların
da bulunduğu binlerce genç kıza, kadın
yazar olarak hayatlarını kazanabilme
cesaretini taa 1868 yılında veren Louisa
May Alcott nasıl bir kadın yazardı?
Ve çocukluğunu hangi koşullarda
yaşamıştı? Kadınların yazması birçok
ülkede yasakken o nelerle mücadele
etmişti? İnternetin olmadığı bir
dönemde onun biyografisini bulmak
hiç de kolay değildi ama asıl zor olan
biyografide yazmayan mücadeleleri
bulabilmektir. İşte bu yüzden ben,
neden biyografilerde sadece başarılar
yer alır, diye düşünürüm hep.
Çünkü herhangi bir biyografide
sadece başarılar yer aldığından
biz o kişinin bunları başarmak için
yaşadığı zorlukları, uykusuz geceleri,
çektiği yalnızlıkları, umutsuzlukları,
yoksunluk ve yoksullukları, bir de o
kişi kadınsa; bir kadının, sırf kadın
olduğu için ayrıca ödediği bedelleri
orada görmeyiz ve büyük olasılıkla
“vay canına!” deriz, değil mi? Hâlbuki
biyografiler; “Kişinin başardıkları”
ve “Kişinin başarmak için başından
geçenler” olarak iki bölümden
oluşsaydı, böylesi bir döküm daha
dürüst ve özellikle gençlere daha
yararlı olmaz mıydı? Sırf başarılardan
bahsetmek, gençlerin psikolojisini
bozup cesaretlerini kırmaz mı?
Benim çok sevdiğim Donna
Haraway’in bu konuda ironik bir sözü
var: “Alanlarında başarılı kişilerin
biyografileri kendilerinin değil, anne
ve babalarının yanında okunmalıdır.”
Çünkü, kişinin kendisi o başarıları
dinlerken o yıllarda yaşadığı zorlukları
ve mücadeleyi hatırlamaktadır. Oysa
anne ve babalar kaç yaşında olursa
olsun evlâtlarının başarılarıyla gurur
duyarlar.
Neden biyografilerde
sadece başarılar yer alır,
diye düşünürüm hep. Çünkü
herhangi bir biyografide
sadece başarılar yer
aldığından biz o kişinin
bunları başarmak için
yaşadığı zorlukları, uykusuz
geceleri, çektiği yalnızlıkları,
umutsuzlukları, yoksunluk ve
yoksullukları göremeyiz.










   14   15   16   17   18