Page 160 - SEDEF - Hz.Mevlana'dan İnciler
P. 160
Ey aşık! Hadi, gökler gibi dön; susmuş fakat bütün söz kesilmiş olarak...
Ey saki! Gözyaşlarıma, bahar bulutu gibi gül dök, şarap getir. Tövbemiz henüz dürüst değildir, benim kırık gönlümden elini çek.
Ey saki! Kadehi durmadan sun ki, canımı önüne saçayım; aşkta bir kade- hi içip boşaltıncaya kadar kanlı gözyaşlarıyla kucağımı doldurayım; aşk yolunda her gün gök gibi yeni işe başlayalım... Ooh... Bu ne güzel baş- langıç, bu ne güzel iştir...
Şarabın tortusu ve gönül derdi benimle arkadaş, şarabın tortusu ve gönül derdi bu ikisi de yarin gamıyla arkadaştırlar...
Bu külhanda başım önümde, tövbe ve istiğfardan vazgeçmişim; kilisenin kuytu bir yerinde, aşıklar dersini veriyorum. Minberin ayağını direğin ba- şına astım. Ben faniyim, bütün hiçim ama bakiyim. Duvar suretindeyim ama sırf ruhum.
Ey saki! Gönlümden bir ah çeksem bu ahımın sesi, sende de yankılanır. Bizim şarabımızı sen başka bir kadehten ver. Zira biz ne mestiz, ne ayık... Aşıkların bulunduğu yerin ucubucağı, dibi yoktur. O, kabenin de meyha- nenin de üstündedir. Aşıklar eğer dostsuz bir nefes alsalar, hırkaları da tesbihleri de zünnar olur.
Biz hepimiz bu yolun susamışlarıyız; aynı zamanda da kalender gibi can- dan doymuşuz. Aşkın mestiyiz; uzun bir yola, çetin bir geçide yüz çevir- mişiz; sofrada azık kalmamış, binek atı takatten düşmüş, sahra karanlık, yürünecek yol uzun, öyle sonsuz bir yol ki, her saat onun binlerce ve yüzbinlerce fedaisi var...
!
! ! ! ! ! ! !
!160

