Page 9 - Yürüyüş Dergisi 30. Sayı...
P. 9
Biz diyoruz ki; ASIL OLAN DİRENMEKTİR
BİZ DİRENECEĞİZ!
Biz diyoruz ki; sınıflar savaşı iki iradenin çarpışması, birinin diğerine üstünlüğünü kabul
ettirmesi mücadelesidir. Kurtuluş mücadelelerinde mahkemeler iki iradenin en çıplak haliyle
çarpıştığı bir alandır. Sonuç, ezen sınıfın ezileni mahkum etmesi de olsa, mahkum olan halklar
değil, onu hapsetmeye çalışan egemenlerdir. Çünkü tarihsel ve siyasal olarak haklı olan direnenlerdir
ve bu haklılığı yeryüzünde hiçbir mahkeme mahkum edemez.
Biz diyoruz ki; direnenler hapishanelerde teslim alınmak istenir, bunun halka yansıdığı
alanlar ise mahkemelerdir. Mahkemeler direnişin mi, teslimiyetin mi sahneleri olacaktır, bunu
belirleyen ise tutsakların ideolojisidir. Parti-Cephe tutsakları Marksist-Leninist ideolojileri ile
tarihleri boyunca mahkemeleri devrimin kürsülerine çevirmişlerdir.
Biz diyoruz ki; faşizm ve emperyalizm mahkemelerin halkı teslim almakta önemli bir araç
olduğunu bildiğinden mahkemeler boyunca her anı tutsaklar üzerinde baskı aracına dönüştürür.
Devrimci tutsaklar da bunu bilir ve hiçbir yaptırımı kabul etmez. Direnirler.
Biz diyoruz ki; mahkemelerde tutsakları sahiplenmek irade savaşındaki en önemli güçlerden
biridir. Mahkeme salonuna alınmasa dahi ailesinin, yoldaşlarının, halkın sahiplenmesi irade
savaşını kimin kazanacağında belirleyicidir. Tarihimiz yıllarca girilemeyen ama ısrarla kapısına
gidilen, gözaltına alınılan örneklerle doludur. TAYAD bu konuda bir tarih yazmıştır.
Biz diyoruz ki; mahkemelerde geçerli olan yasalar değil faşizmin keyfiyetidir. Bu keyfiyet
karşısında tarihsel ve siyasal haklılıkla dimdik olmak yenilmemektir. Ne onlarca yıl hapislikler, ne
idam kararları, ne müebbet kararları bu gerçeği değiştirmez. Dimdik ayakta kalanlar mahkemede
de, tarihte de zaferi kazanırlar.
Biz diyoruz ki; mahkemelere katılmak ülkemizde bir gelenektir. Eğer ortada yüz kızartıcı bir suç
yoksa halkımız mahkemeye katılımı bir görev sayar. Biz de halkın bu geleneğini devrimci tarzda
örgütleyip faşizmin karşısına dikiyoruz. Hasan Ferit Gedik mahkemesi, Engin Çeber mahkemesi, Dilek
Doğan, Berkin Elvan...Ve onlarca katliam davası faşizmin mahkemelerinde adalet arayışı değil, halkın
katillerden hesap sormasıdır. Bizim için mahkemeler halkın hesap sorma kürsüleridir.
Biz diyoruz ki; bugüne kadar onlarca davada onlarca kez gözaltına alındı yoldaşlarımız,
duruşma salonlarının içine bile giremedi. Ama ısrarla o mahkeme önlerine gitmekten, ısrarla
pankart açmaktan, slogan atmaktan, mahkemeyi bir eylem alanına dönüştürüp oturma eylemi
yapmaktan geri durmadık. Çünkü mahkemeler faşizmin baskı aracıdır, hukuk kılıfı altında zulmü
ve saldırısıdır. Onlar saldırdıkça biz direneceğiz, direniyoruz.
Biz diyoruz ki; mahkemeler düşmanı daha iyi tanımayı ve ona göre tavır geliştirmeyi sağlar.
Düşman ısrarla “sus” der. Israrla konuşulur. Mücadele, sosyalizm, halkın yaşadığı açlık, adaletsizlik
anlatılır. Adaletin mahkeme salonlarında sağlanamayacağı gösterilir. Orası sadece bir mahkeme salonu
değildir. Aynı zamanda düzenin teşhir edildiği, alternatifin sosyalizm olduğunun gösterildiği yerlerdir.
Biz diyoruz ki; mahkemeler meşruluğun savunulduğu mevzilerdir. Direnmek meşrudur.
Düzenin çizdiği sınırlara hapsolmaz özgür tutsak. Asıl suçlu emperyalizm, faşizmdir. Çekilen
bütün acıların, zulmün sorumlusu onlardır. Hesap verecek birisi varsa yine onlardır. Bizim için
mahkemeler değerlerimizi direnerek savunduğumuz yerlerdir. Bu değerleri Dayı'dan, şehitlerimizden
öğrenerek geldik bugüne.
Biz diyoruz ki; sınıflar mücadelesi oldukça mahkemeler de olacaktır. Bu nedenle hapisliği
de sınıflar mücadelesi gibi doğal görüyoruz. Asıl olan direnmektir. Zulüm karşısında direnmediğinizde
sizi yok eder. Karşısında direnirseniz, zulüm büyük yara alacaktır. Biz, direneceğiz!
9