Page 53 - MAKSİMUM BİZ | SAYI 23 | MAYIS 2013
P. 53

Termoslarımızı derenin temiz ve tatlı suyu ile doldurduk.
Bir grup ateş yakmaya çalışırken ben yardımcı rehberimiz
Asuman’la Cumhur’un Saray’dan aldığı sucukları doğramaya
giriştim. Şişlere dizdiğimiz sucukların dumanı tüm ormanı
kaplarken yürümekten ve temiz havadan iyice acıkmış bedenler
sucuğa doydu. Ardından çikolata, şeker, kahve, kuruyemiş
gibi çantalardan çıkan atıştırmalıklar paylaşıldı. Aheste bir
toparlanmanın ardından, çöplerimizi de meydan ateşinde
yaktıktan sonra usul usul koyulduk yola. Kerevizdere’nin bir
kolu sağımızda kulaklarımıza fısıldadığı ahenkli şarkısıyla nice
küçük şelaleler oluşturarak akıyordu. Yavaştan akşam çökmeye
başlamış, rüzgâr kesilmiş, orman sakinleri geceyi karşılamaya
hazırlanıyordu. Dağlar ormanla, orman hayvanlarla, kayalar
dereyle, sararıp dökülmüş yapraklar toprakla uyum içindeydi.
Yüksek zekâmız, üstün teknolojimiz, vicdanımız ve sevdamızla
kurduğumuz şehirlerde, binalarda, ilişkilerde olmayan bir
uyum…
Üç dört kilometre daha yürüdük ve asfalta ulaştık. Hava
tamamen kararmış, açık gökyüzünde yıldızlar belirmişti.
Ya yolun öbür tarafından ormana tekrar dalacak ya da risk
almayıp Sivriler köyüne kadar asfalttan yürüyecektik. Gönlüm
ormandan yana olsa da çoğunluğun isteği ve rehberimizin
kararıyla vurduk asfalta. Kafa fenerleri takıldı, batonlar
toplandı. Kopkoyu ıssızlıkta asfalttan nadiren geçen arabaların
dakikalar önce sesleri geliyor, ardından farları karanlığa
alışmış gözlerimizi kamaştırıyordu. Güzergâh belli olunca
üçerli dörderli muhabbet gruplarından oluşan uzun bir yürüyüş
kolu oluştu. Bir süre sonra benim de içinde olduğum grubun
yanında abartılı gürültüsünü dakikalardır duyduğumuz bir
traktör durdu. Arkasındaki küçük römorkta dört beş kişi ayakta
dikilmiş, kabindeki üç kişiyle birlikte bize bakıyordu:
“Selamın aleyküm!”
“Ve aleyküm selam.”
“Hayırdır, nereye böyle?”
“Hiç. Yürüyoruz.”
“Yardıma ihtiyaç var mı?”
“Yok, sağ olun”
“E, oldu o zaman.”
“Eyvallah”
Suratlardaki şaşırmışlık, anlamlandıramama ile beraber devam
etti traktör. Biz de üç dört kilometre sonra önce köpekleri,
sonra uzaktan beliren ışıklarıyla bizi karşılayan Sivriler köyüne
ulaştık. Kahvede yorgunluk çayları, ihtiyaç molasından sonra
minibüsümüze binip dönüş yoluna başladık. Hepimizin aklında
Cumhur’un tadı damağımızda kalan sucukları aldığı Saray’daki
dükkân vardı. Çekirge sürüsü gibi çöktüğümüz dükkândan
manda yoğurdu, peyniri, kaymağı, tereyağı; kangalı bir kilo
gelen sucuklardan aldık. Küçük kâselerdeki yoğurtları hemen
oracıkta kaşıkladık. Hemen hemen bir saat süren talanın
sonunda dükkân sahibi de biz de kazanmıştık.
Ne kadar istesem de yine uyku tutmadı uzun dönüş yolunda. İki
saatlik bir yolculuktan sonra ulaştık kaosa. Gönlümüz doğada…
Cenk ÇALIŞIR
Proje ve Değişim Yönetimi Başkanlığı













































   51   52   53   54   55