Page 594 - Risale-i Nur - Sözler
P. 594

596                                                                                                                                   SÖZLER


           der. Gider, küre-i arza (Haşiye 1) yine esbab namına ve tabiat lisanıyla der
           ki: "Böyle serseri gezdiğinden, sahibsiz olduğunu gösteriyorsun. Öyle ise,
           sen benim olabilirsin." O vakit küre-i arz, Hak Namına ve Hakikat Diliyle,
           gök gürültüsü gibi bir sadâ ile ona der ki: "Haltetme... Ben, nasıl serseri,
           sahibsiz  olabilirim?  Benim  elbisemi  ve  elbisemin  içindeki  en  küçük  bir
           noktayı, bir ipi intizamsız bulmuş musun ve hikmetsiz ve san'atsız görmüş
           müsün  ki,  bana  sahibsiz,  serseri  dersin.  Eğer  Hareket-i  Seneviyem  ile
           takriben yirmibeş bin senelik (Haşiye-2) bir mesafede, bir senede gezdiğim
           ve  Kemal-i  Mizan  ve  Hikmetle  Vazife-i  Hizmetimi  gördüğüm  o  Daire-i
           Azîmeye hakikî Mâlik olabilirsen ve Kardeşlerim ve benim gibi vazifedar
           olan on seyyareye ve gezdikleri bütün dairelere ve bizim imamımız ve biz
           onunla bağlı ve Cazibe-i Rahmetle ona takılı olduğumuz güneşi icad edip,
           yerleştirecek ve sapan taşı gibi beni ve seyyarat yıldızları ona bağlayacak ve
           Kemal-i  İntizam  ve  Hikmetle  döndürüp  istihdam  edecek  bir  nihayetsiz
           Hikmet ve nihayetsiz Kudret sende varsa, bana Rububiyet dava et, yoksa
           haydi  cehennem  ol,  git!  Benim  işim  var.  Vazifeme  gidiyorum.  Hem
           bizlerdeki  haşmetli  İntizamat  ve  dehşetli  Harekât  ve  hikmetli  Teshirat
           gösteriyor ki, bizim Ustamız öyle bir Zâttır ki; bütün mevcudat, zerrelerden
           yıldızlara  ve  güneşlere  kadar  emirber  nefer  hükmünde  Ona  muti'  ve
           musahhardırlar. Bir ağacı, meyveleriyle tanzim ve tezyin ettiği gibi, kolayca
           güneşi, seyyaratla tanzim eder bir Hakîm-i Zülcelal ve Hâkim-i Mutlak'tır."

              Sonra o müddeî, yerde yer bulamadığı için gider güneşe. Kalbinden der
           ki: "Bu çok büyük bir şeydir, belki içinde bir delik bulup, bir yol açarım.
           Yeri  de  musahhar  ederim."  Güneşe  şirk  namına  ve  şeytanlaşmış  felsefe
           lisanıyla, mecusilerin dedikleri gibi der ki: "Sen bir sultansın, kendi kendine
           mâliksin, istediğin gibi tasarruf edersin." Güneş ise, Hak namına ve Hakikat
           Lisanıyla ve Hikmet-i İlahiye Diliyle ona der: "Hâşâ yüzbin defa hâşâ ve
           kellâ!.. Ben musahhar bir memurum.

                  ------------------
              (Haşiye 1): Elhasıl: Zerre, o müddeîyi küreyvat-ı hamraya havale eder. Küreyvat-ı
           hamra onu hüceyreye, hüceyre dahi beden-i insana, beden-i insan ise nev-i insana, nev-
           i insan onu zîhayat enva'ından dokunan arzın gömleğine, arzın gömleği dahi küre-i arza,
           küre-i arz onu güneşe, güneş ise bütün yıldızlara havale eder. Herbiri der: "Git, benden
           yukarıdakini zabtedebilirsen sonra gel benim zabtıma çalış. Eğer onu mağlub etmezsen,
           beni ele geçiremezsin."

              Demek, bütün yıldızlara sözünü geçiremiyen, birtek zerreye Rububiyetini dinlete-
           mez.

              (Haşiye-2): Bir dairenin takriben nısf-ı kutru, yüzseksen milyon kilometre olsa; o
           daire (kendisi) takriben yirmibeş bin senelik mesafe olur.
   589   590   591   592   593   594   595   596   597   598   599