Page 595 - Risale-i Nur - Sözler
P. 595

OTUZİKİNCİ  SÖZ’ÜN  BİRİNCİ  MEVKIFI                                                                                           597

           Seyyidimin misafirhanesinde bir mumdarım. Bir sineğe, belki bir sineğin
           kanadına dahi hakikî Mâlik olamam. Çünki sineğin vücudunda öyle manevî
           cevherler ve göz, kulak gibi antika san'atlar var ki; benim dükkânımda yok.
           Daire-i İktidarımın haricindedir." der, müddeîyi tekdir eder.

              Sonra o müddeî döner, firavunlaşmış felsefe lisanıyla der ki: "Madem
           kendine Mâlik ve sahib değilsin, bir hizmetkârsın; esbab namına benimsin."
           der. O vakit güneş, Hak ve Hakikat namına ve Ubudiyet Lisanıyla der ki:
           "Ben öyle Birinin olabilirim ki; bütün emsalim olan ulvî yıldızları İcad eden
           ve  Semavatında  Kemal-i  Hikmetle  yerleştiren  ve  Kemal-i  Haşmetle
           döndüren ve Kemal-i Zînetle süslendiren bir Zât olabilir."

              Sonra o müddeî, kalbinden der ki: "Yıldızlar çok kalabalıktırlar. Hem
           dağınık,  karmakarışık  görünüyorlar.  Belki  onların  içinde,  müekkillerim
           namına birşey kazanırım." der. Onların içine girer. Onlara esbab namına,
           şerikleri  hesabına  ve  tuğyan  etmiş  felsefe  lisanıyla,  nücumperest  olan
           sabiiyyunların dedikleri gibi der ki: "Sizler, pekçok dağınık olduğunuzdan,
           ayrı ayrı Hâkimlerin taht-ı hükmünde bulunuyorsunuz." O vakit yıldızlar
           namına bir yıldız der ki: "Ne kadar sersem, akılsız ve ahmak ve gözsüzsün
           ki; bizim yüzümüzdeki Sikke-i Vahdeti ve Turra-i Ehadiyeti görmüyorsun,
           anlamıyorsun. Ve bizim Nizamat-ı Âliyemizi ve Kavanin-i Ubudiyetimizi
           bilmiyorsun. Bizi intizamsız zannediyorsun. Bizler öyle bir Zâtın san'atıyız
           ve hizmetkârlarıyız ki, bizim denizimiz olan Semavatı ve şeceremiz olan
           Kâinatı  ve  mesiregâhımız  olan  nihayetsiz  Feza-yı  Âlemi  Kabza-i
           Tasarrufunda tutan bir Vâhid-i Ehad'dir. Bizler donanma elektrik lâmbaları
           gibi, Onun Kemal-i Rububiyetini gösteren Nurani Şahidleriz ve Saltanat-ı
           Rububiyetini  ilân  eden  ışıklı  Bürhanlarız.  Herbir  taifemiz  Onun  Daire-i
           Saltanatında  ulvî,  süflî,  dünyevî,  berzahî,  uhrevî  Menzillerde  Haşmet-i
           Saltanatını gösteren ve ziya veren nurani hizmetkârlarız.

               Evet  herbirimiz  Kudret-i  Vâhid-i  Ehad'in  birer  Mu'cizesi  ve  Şecere-i
           Hilkatin birer muntazam meyvesi ve Vahdaniyetin birer münevver Bürhanı
           ve Melaikelerin birer Menzili, birer Tayyaresi, birer Mescidi ve Avalim-i
           Ulviyenin birer Lâmbası, birer Güneşi ve Saltanat-ı Rububiyetin birer Şahidi
           ve Feza-yı Âlemin birer Zîneti, birer Kasrı, birer Çiçeği ve Sema denizinin
           birer nurani balığı ve gökyüzünün  birer güzel Gözü (Haşiye) olduğumuz
           gibi, heyet-i mecmuamızda sükûnet içinde bir sükût

           ----------------------------
              (Haşiye): Cenab-ı Hakk'ın acaib-i masnuatına bakıp, temaşa edip ve ettiren işaret-
           leriz. Yani: Semavat, hadsiz gözlerle zemindeki Acaib-i San'at-ı İlahiyeyi temaşa eder
   590   591   592   593   594   595   596   597   598   599   600