Page 19 - BODRUMDergi | ŞUBAT 2026 | SAYI:18
P. 19
İşte, benim aslında 90’larda ilk
romanım ‘İki Yeşil Susamuru’nda
değindiğim ‘yeşil politikalar’dan
başlayarak bugün adına ekokritisizm,
iklimkurgu denen sanat yönüne
eğilimim bu bahsettiğim bizim
kendimizi “tabiatın efendisi” görmek
zaafımızı tabiatı alınıp-satılabilir
meta kabul edişimizle başlayan
büyük yıkımı ve bunun sonucunda
hâlâ büyük hızla yaşadığımız manevî
değer ve biyoçeşitlilik kayıplarını
“ben edebiyatta nasıl anlatırım?”
diye düşünmemle başladı. Bu hem
tabiata saygı gösteren, ağaçlar ve
hayvanlarla konuşan, yani onların da
canı olduğunun bilincini çocukken
kazandıran bir anne tarafından
büyütülmem hem de -belki buna
bağlı olarak- biyoloji ve ekoloji eğitimi
almamla ilişkili olabilir.
Daha sonra neredeyse tüm mitolojik
hikâyelerin, insanın asla yenemeyeceği
tabiatın gücünü ve insanın önünde
sonunda ölümlü olduğunu kabul
edeceğini anlattığını farkına varmam,
bende bu ikisini yan yana kullanma
fikrini geliştirdi. Aslında mitolojik
hikâyeleri kuran ninelerimiz ve
dedelerimiz de binlerce yıl önce, şimdi
bizim yazılı yaptığımız şeyi, o zamanki
bilgileriyle “büyülü gerçekçilik”
kullanarak yapmışlar zaten. Mitoloji
çalışmaya koyulunca, dünyanın en
bilinen hemen hemen tüm anlatılarının
iklimle ilgili olduğunu, daha sonra
psikomitoloji diye bir disiplini
keşfetmemle de insan zihninden doğan
mitlerin toplumların psikolojisini nasıl
düzenlediğini anlamaya başladım.
Gerçi Marx, “Mitoloji, doğaya düzen
dayatmaya yönelik girişimlerden
biridir.” demişse de mitoloji; tarım,
sanayi ve yapay zekâ devrimlerinin
yanında ne masum kalıyor şimdi.
İşte tüm bunları, insanın en önemli
yeteneği olan “hikâye etme” sanatının
ilk ürünü mitolojinin, aslında farkında
olalım veya olmayalım hepimizin
hayatında mutlaka bir yeri olduğunu
söylemek için anlattım. Bu yüzden
mesela, Türk Mitolojisinin önemli
kahramanlarından Deli Dumrul’un
düz yola kurduğu köprüden geçen
ve geçmeyenlerden aldığı haraçla
halka zulmettiği sırada kendisinin
de bir ölümlü olduğunu keşfederek
Bugün küçük kızların ve
genç kadınların hayatın her
alanında başarılı, hatta
rol model olmuş kadınları
görebilmeleri tesadüf değil;
bu, biz kadınların binlerce
yıllık emek ve mücadelesiyle
kazanılmış bir haktır. Bu bir
bayrak yarışıdır; her kadın
kuşağı, bayrağı kızlarına ve
torunlarına taşıyacaktır.
zorbalıktan vazgeçişi, aslında insan
denen canlının zavallılığı hakkında her
devirde ders olmaya devam edecektir.
Kadın karakterleriniz güçlü, çok
katmanlı ve dönüşüm içinde. Kadın
hikâyelerini anlatmak sizin için nasıl
bir sorumluluk taşıyor?
Ben çocukken dünyada ve Türkiye’de
sanatta, edebiyatta, sinemada,
tiyatroda bütün kahramanlar erkekti.
Mesela: hiç büyümeden uçan o meşhur
çocuk bir oğlandı: adı Peter Pan. Fakat
ona sadece yardım ve hizmet sunan
çocuksa bir kızdı: adı Wendy. Dünyaca
ünlü iki kadın roman kahramanı
Anna Karanina ve Madam Bovary
kadındı ama erkek yazarları onları,
kocalarından başkalarını sevdiler
diye kötülemiş ve öldürmüştü. Büyük
mücadeleler sonunda bugün artık
hem hayatta hem de sanatta bazı
kahramanlar kadın.
Bugün küçük kızların ve genç
kadınların sinemadan edebiyata,
bilimden spora, havacılıktan
denizciliğe, askerlikten mühendisliğe
kadar her alanda başarılı, hatta
rol model olmuş kadınları görerek
gurur duyabilmeleri tesadüf değil.
Biz kadınların binlerce yıllık büyük
emek ve mücadelesi sayesinde
başarılmıştır. Bu başarı, iş gücü
ve hakların kazanımında henüz
insanî açıdan eşitliğe yakın bile değil
ama bu bir bayrak yarışıdır, her
kadın kuşağı, bayrağı kızlarına ve
torunlarına taşıyacaktır. Örneğin,
hafta sonu Adana Kitap Fuarı’ndan
İstanbul’a dönerken bizi uçuran kaptan
pilotumuz kadındı. İniş yaptığımız
havaalanına 100 yıl önce yaşamış bir
kadın pilotun adı verilmişti ve uçakta
da birkaç kadın yazar bulunuyordu.
Bizim Doğu Akdeniz ve Orta-Doğu
coğrafyasında bunu başarmış Türkiye
Cumhuriyeti’nden başka Müslüman
ülke yok! Biz kadınlara yazı yazma,
eğitim ve seçme-seçilme, boşanma
ve miras hakkı yani birey olma
hakkını veren o büyük devrimci
Atatürk’e sonsuz şükran ve alkışlarımı
sunuyorum.
17

