Page 126 - SEDEF - Hz.Mevlana'dan İnciler
P. 126
!
Aşığın işi, rubai söylemek, izinin tozu belirmeyen güzeli anmaktır...
Ya tuzak-yem hikayesini söylemek, yahut dükkanı, evi bırakıp gitmek gerek.
!
Başımızı ayak edindik de sonucu, ırmağı aştık; bütün bir alemi birbirine kattık da tezce alemden dışarı fırladık.
Baldırlarımızın altındaki aşk Burak’ı, Arş’ın Burak’ıydı; bir sıçradık, gökyüzüne varıverdik.
Nelik-nitelik alemini zerreler gibi birbirine kattık da o neliksiz-niteliksiz padişahın tahtına dek at sürdük.
İnsan anlayışı da, insan vehmi de, insan aklı da, hepsi yolda dökülüp sa- çıldı; çünkü insanı çevreleyen altı yönü de aştık biz.
İlk konak olarak kanlarla dolu bir deniz göründü, kanlı ayaklarımızla dal- gaları aşıp geçtik.
O Leyla’nın Mecnun’larının bulunduğu sınıra gelince atımız şerkeşlik etti, zapt edemedik Mecnun’un sınırını da aştık.
Karun’a benzeyen nefis, bizim bu çalışıp çabalamamızla yerin dibine geçti; ondan sonra da ercesine Karun’un hazinesine doğru at sürdük biz.
Çöllerde, yazılarda, onun ışığıyla aştığımız yollardan bir zerresini bulsa çöl de canlanırdı, yazı da.
Gizlenmiş, saklanmış incilerin bulunduğu hazinelere varıncaya dek inci gibi değerli nice sedefleri taşlar altında ezdik.
Can arslanı, ta ezelde Tebrizli Şems’in mumuna pervaneydi, sanma ki şimdi ona yelip yortmadayız.
!
! ! !
!126


































































































   124   125   126   127   128