Page 502 - Risale-i Nur - Tarihçe-i Hayat
P. 502

504                                                                                      BEDİÜZZAMAN   SAİD   NURSİ


          Sünnet  o  kapıyı  kapamak  tarafdarıdır.  Hattâ,  Ehl-i  Sünnet'in  ve  İlm-i
          Kelâm'ın  azim  İmamlarından  meşhur  Sa'deddin-i  Teftezanî,  yezid  ve
          velid hakkında tel'in ü tadlile cevaz vermesine mukabil; Seyyid-i Şerif-i
          Cürcanî gibi Ehl-i Sünnet Velcemaat'in Allâmeleri demişler: "Gerçi yezid
          ve velid zalim ve gaddar ve fâcirdirler; fakat, sekeratta Îmansız gittikleri
          gaybîdir ve kat'î bir derecede bilinmediği için, şahısların hakkında nass-ı
          kat'î ve delil-i kat'î bulunmadığı vakit, Îmanla gitmesi ihtimali ve tevbe
          etmek     ihtimaliyle     öyle     hususî     şahsa     lânet     edilmez.    Belki,

            ي   ق ِ  ان   ف    مْلا و      يم ِ   َ لَ     ا   َّظل ا   ل    َ       ع  ِ   للّا ةنع   َل gibi umumî bir unvan ile lânet caiz
           َ
                 ُ َ
                       َ َ
                                     ٰ ُ َ ْ
          olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur." Diye, Sa'deddin-i Teftezanîye mu-
          kabele etmişler.

              Senin müdakkikane ve âlimane Mektubuna karşı uzun cevab yazma-
          dığımın  sebebi,  hem  ehemmiyetli  hastalığım  ve  ehemmiyetli  meşgale-
          lerim içinde acele bu kadar yazabildim.

                                                                                                      Kardeşiniz
                                                                                                      Said Nursî

                                            * * *

                DAHİLİYE VEKİLİYLE HASBİHALDEN BİR PARÇADIR

              ................................................

              Hiçbir tarihte ve zemin yüzünde emsali vuku' bulmıyan bir zulme ve
          on vecihle kanunsuz bir gadre ve tazyike hedef olmuşum. Şöyle ki:

              Hem, şiddetli sû-i kasd eseri olarak zehirlenmeden hasta; hem gayet
          zaif, yetmişbir yaşında ihtiyar; hem, kimsesiz, acınacak bir gurbette; hem,
          palto ve fanilâ ve pabucunu satmakla maişetini te'min eden fakîr-ul hal
          hem  yirmibeş  sene  münzevî  olmasından,  binden  ancak  tam  sâdık  bir
          adam  ile  görüşebilen  bir  merdümgiriz,  mütevahhiş;  hem,  yirmi  sene
          hayatını  ve  Eserlerini  üç  mahkeme  ve  Ankara  ehl-i  vukufu  inceden
          inceye  tedkikten  sonra  bil'ittifak  beraetine  ve  Eserleri  vatana,  millete
          zararsız olarak menfaatli olmasına karar verilmiş bir mâsum; hem, Eski
          Harb-i Umumîde ehemmiyetli Hizmet etmiş bir evlâd-ı vatan; hem, şimdi
          bu milleti, bu
   497   498   499   500   501   502   503   504   505   506   507