Page 231 - Risale-i Nur - Mektubat
P. 231
YİRMİNCİ MEKTUB – İKİNCİ MAKAM 233
eker, biçer, mahsulât alır. Mütemadiyen mülkünü çalıştırır, tasarruf eder.
En büyük daire olan zerrat Âlemini bir tarla yapıp, her zaman Kâinat kadar
mahsulâtı; Kudretiyle, Hikmetiyle onda eker, biçer, kaldırır. Âlem-i
Şehadetten Âlem-i Gayba, Daire-i Kudretten Daire-i İlme gönderir. Sonra
mutavassıt bir daire olan zemin yüzünü, aynen öyle bir mezraa yapmış ki;
mevsim-bemevsim Âlemleri, enva'ları içinde eker, biçer, kaldırır. Manevî
mahsulâtını dahi gaybî, uhrevî, misalî ve manevî Âlemlerine gönderir.
Daha küçük bir daire olan bir bahçeyi yine yüz defa, bin defa Kudretle
doldurup, Hikmetle boşalttırıyor. Daha küçük bir daire olan bir zîhayatı,
meselâ bir ağacı, bir insanı, yüz defa onun kadar, ondan mahsulât alır.
Demek O Mâlik-ül Mülk-i Zülcelal; küçük-büyük, cüz'î-küllî herşey'i birer
model hükmünde inşa ederek, yüzler tarzda, taze taze nakışlarla münakkaş
mensucat-ı san'atını onlara giydirir; cilve-i Esmasını, Mu’cizat-ı Kudretini
izhar eder. Kendi mülkünde herbir şey'i, birer sahife hükmünde İnşa etmiş;
her sahifede, yüzer tarzda manidar Mektubatını yazar; Hikmetinin Âyâtını
İzhar eder, zîşuurlara okutturur. Şu Âlem-i Ekberi, mülk şeklinde İnşa
etmekle beraber; şu insanı dahi öyle bir surette halketmiştir ve ona öyle
cihazat ve âletler ve havas ve hissiyatlar ve bilhassa nefs, heva ve ihtiyaç
ve iştiha ve hırs ve Dava vermiştir ki; o geniş mülkünde, bütün mülke
muhtaç bir memluk hükmüne getirmiştir.
İşte hiç mümkin müdür ki: Pek büyük olan Âlem-i Zerrattan tâ bir
sineğe kadar bütününü mülk ve tarla yapan ve küçük insanı, o büyük mülke
nâzır ve müfettiş ve çiftçi ve tüccar ve dellâl ve âbid ve memluk yaptıran
ve kendine, muhterem bir misafir ve sevgili bir muhatab ittihaz eden O
Mâlik-ül Mülk-i Zülcelal'den başka, o mülke tasarruf edib, o memluke
Seyyid olabilsin!?.
ِ
D ö r d ü n c ü F ı k r a : ْْخلا . . . ْ كاذ ْ ْ فْه ْ تعنص İbaresidir. Meali
ا
ُ
ُ
şudur ki: Sani'-i Zülcelal'in Âlem-i Ekberdeki San'atı o derece manidardır
ki; o San'at, bir Kitab suretinde tezahür edib, Kâinatı bir Kitab-ı Kebir
hükmüne getirdiğinden, Akl-ı Beşer, hakikî fenn-i hikmet Kütübhanesini
ondan aldı ve ona göre yazdı. Ve o Kitab-ı Hikmet, o derece Hakikatla
bağlı ve Hakikattan meded alıyor ki, büyük Kitab-ı Mübin'in bir nüshası
olan Kur'an-ı Hakîm şeklinde ilân edildi. Hem nasılki Kâinattaki San'atı,
Kemal-i İntizamından Kitab şekline girdi; insandaki Sıbgatı ve Nakş-ı
Hikmeti dahi, Hitab çiçeğini açtı. Yani o San'at, o derece manidar ve
hassas ve güzeldir ki; o makine-i zîhayattaki cihazatı, fonoğraf gibi
Nutka geldi, söylettirdi. Ve öyle bir Ahsen-i Takvim içinde bir Sıbga-i
Rabbaniye