Page 605 - Risale-i Nur - Sözler
P. 605

OTUZİKİNCİ  SÖZ’ÜN  İKİNCİ  MEVKIFI                                                                                           607


                                                                        ِ
                   ِ
                       ِ
                                                                  ٓ ِ
                                         ِ
                                                      ِ
                                ِ ِ
                ٓ ف۪ نا مُكناوْلَا و مُكتنسْلَا فَلاتخاو  ِ ضرَلاْاو تاومسلا  قْلخ  هتاي َ    ٰا نمو
                                                              ُ َ
                                 َ
                  َّ ْ
                        َ
                                                ْ
                                                    َ
                                                                       ْ َ
                           َ ْ
                                      ُ
                                          ْ َ
                                                        َ ٰ َّ
                                         ي ٓ ملاعْلل تايلاَ كلذ
                                        ِ
                                                    ِ
                                           ِ ٍ
                                                ٰ
                                                   َ ٰ
                                                َ
                                          َ
                                     َ
             Şimdi deriz: Ey ehl-i şirkin vekili! İşte Silsile-i Kâinat kadar kuvvetli
           Bürhanlar,  Meslek-i  Tevhidi  isbat  eder.  Ve  bir  Kadîr-i  Mutlak'ı  gösterir.
           Mâdem Hilkat-ı Semâvat ve Arz, bir Sâni'-i Kadîr'i ve o Sâni'-i Kadîr'in
           nihayetsiz bir Kudretini ve o nihayetsiz bir Kudretin, nihayetsiz bir Kemalde
           olduğunu  gösterir.  Elbette  şeriklerden  istiğna-yı  mutlak  var.  Yâni,  hiçbir
           cihette  şeriklere  ihtiyaç  yok.  İhtiyaç  olmadığı  halde  neden  bu  zulümatlı
           meslekte  gidiyorsunuz?  Ne  zorunuz  var  ki,  oraya  giriyorsunuz?  Hem  de
           şürekaya  hiçbir  ihtiyaç  olmadığı  ve  Kâinat  onlardan  müstağni-i  mutlak
           oldukları  halde,  şerik-i  uluhiyet  gibi,  rubûbiyet  ve  icad  şerikleri  dahi
           mümteni'dirler.  Vücudları  muhaldir.  Çünki  Semâvat  ve  Arzın  Sâniindeki
           Kudret  hem  nihayet  Kemalde,  hem  nihayetsiz  olduğunu  isbat  ettik. Eğer
           şerik bulunsa, mütenahî diğer bir Kudret, o nihayetsiz ve gayet Kemaldeki
           Kudreti mağlub edip, bir kısım yer zabtetmek ve ona nihayet vermek ve
           manen âciz bırakıp, hadsiz olduğu halde tahdid etmek ve hiçbir mecburiyet
           olmadan bir mütenahî şey, nihayetsiz bir şeye, nihayetsiz olduğu bir vakitte
           nihayet vermek ve mütenahî yapmak lâzımgelir ki; bu, muhalatın en gayr-ı
           makulü ve mümteniatın en katmerlisidir.

             Hem şerikler "müstağniyetün anha" ve "mümteniatün bizzât" yâni
           hiç onlara ihtiyaç olmadığı gibi, vücudları muhal oldukları halde onları dava
           etmek, sırf tahakkümîdir. Yâni aklen, mantıkan, fikren o davayı ettirecek bir
           sebeb olmadığı için, mânasız sözler hükmündedir. İlm-i Usûlce "tahakkümî"
           tabir edilir. Yâni mânasız dava-yı mücerreddir. İlm-i Kelâm ve İlm-i Usûl'ün
           düsturlarındandır ki, denilir:
                             ٍ
                                                   ِ ِ ِ
                              ليل ِ  َ ْ َ  ِ  َّ  ْ  َ  َ ْ  َ ْ  ِ
                                  د نع شَانلا ِيرغْلا  ِ لامتح ْ لال َةبع َلا
                                َِّمْلعْلا ي ٓ قيْلا  ِ تِاَّذلا ناَكملاْا ف۪اني َلا و
                                ِ
                                                   ِ
                                                       ِ
                                                             َ
                                         ُّ
                                   َ
                                      َ
                                               ُ
                                                  ْ
                                                         َ ُ
             Yâni: Bir delilden, bir emareden neş'et etmeyen bir ihtimalin ehem-
           miyeti  yok.  Kat'î  ilme  şek  katmaz.  Yakîn-i  hükmîyi  sarsmaz."  Meselâ;
           Zâtında Barla denizi, (yâni Eğirdir Gölü) imkân ve ihtimal var ki, pekmez
           olsun; yağa inkılab etmiş olsun. Fakat mâdem bir emareden, o imkân ve
           ihtimal neş'et etmiyor; onun vücuduna ve su olduğuna, kat'î ilmimize, tesir
           etmez, şek ve vesvese vermez.
   600   601   602   603   604   605   606   607   608   609   610