Page 601 - Risale-i Nur - Sözler
P. 601
OTUZİKİNCİ SÖZ’ÜN BİRİNCİ MEVKIFI 603
ِ
ِ
ِ
ِ
اهموجن ؤُلئَلت اهحابصم لهْلتِ اه ِ جارس عشعتَ
ُ ُ ْ َ َ
َ
َ
ُ َ َ َ
ُ ُ ُ ْ َ َ
ُ
َ ْ
ِ
ٍ ِ ِ ٓ لا ِ ب ةنَطْلس ىهنلا ِلهَلا نلعت
ء ٓ اهتنا
ِ
َ
ٰ ُّ
ُ ْ ُ
َ ْ
ً َ
ْ
َ
Yani: Semanın müzeyyen tavanına, güneş gibi ışık verici, ısındırıcı bir
lâmbayı takmak; gece gündüz hatlarıyla, kış yaz sahifelerinde Mektubat-ı
Samedaniyeyi yazmasına bir Nur hokkası hükmüne getirmek ve yüksek
Minare ve kulelerdeki büyük saatların parlayan akrebleri misillü, Kubbe-i
Semada Kameri, zamanın Saat-ı Kübrasına bir akreb yapmak; mütefavit çok
Hilâller suretinde her geceye güya ayrı bir Hilâl bırakıp, sonra dönüp
kendine toplamak, menzillerinde Kemal-i Mizanla, dakik hesabla hareket
ettirmek ve Kubbe-i Semada parlayan, tebessüm eden yıldızlarla, göğün
güzel yüzünü yaldızlamak, elbette nihayetsiz bir Saltanat-ı Rububiyetin
Şeairidir. Zîşuura, Onu iş'ar eden muhteşem bir Uluhiyetin işaratıdır. Ehl-i
Fikri, İmana ve Tevhide davet eder.
Bak Kitab-ı Kâinatın safha-i rengînine
Hâme-i Zerrîn-i Kudret, gör ne tasvir eylemiş.
Kalmamış bir nokta-i muzlim, çeşm-i dil erbabına
Sanki Âyâtın Huda, Nur ile tahrir eylemiş.
Bak, ne Mu'ciz-i Hikmet, iz'anrubâ-yı Kâinat;
Bak, ne âlî bir temaşadır Feza-yı Kâinat;
Dinle de yıldızları, şu Hutbe-i Şirinine,
Name-i Nurîn-i Hikmet, bak ne takrir eylemiş.
Hep beraber nutka gelmiş, Hak Lisanıyla derler:
Bir Kadîr-i Zülcelal'in Haşmet-i Sultanına
Birer Bürhan-ı Nur-Efşanız Vücub-u Sânia, hem Vahdete,
hem Kudrete şahidleriz biz.
Şu zeminin yüzünü yaldızlayan nazenin Mu'cizatı çün Melek
seyranına
Bu Semanın arza bakan, Cennet'e dikkat eden, binler
müdakkik gözleriz biz.
Tûbâ-yı Hilkatten Semavat şıkkına, hep kehkeşan ağsanına
Bir Cemil-i Zülcelal'in Dest-i Hikmetiyle takılmış, binler güzel
meyveleriz biz.
Şu Semavat Ehline birer Mescid-i Seyyar, birer Hane-i Devvar,
birer ulvî aşiyane,
Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i cebbar, birer tayyareyiz