Page 286 - Risale-i Nur - Sözler
P. 286
288 SÖZLER
değiliz. Bu derece nazik san'atlı, mizanlı, letafetli, ibretli masnular içinde
hayvan gibi gezip bozamayız, bize bozdurmazlar. Şu memleketin Haşmetli
Mâlikinin elbette cezası da dehşetlidir. O Zât ne kadar Kudretli, Haşmetli
bir Zât olduğunu şununla anlayınız ki: Şu koca Âlemi, bir saray gibi tanzim
ediyor, bir dolap gibi çeviriyor. Şu büyük memleketi; bir hane gibi,
hiçbirşey noksan bırakmayarak idare ediyor. İşte bak, vakit-bevakit bir kabı
doldurup boşaltmak gibi şu sarayı, şu memleketi, şu şehri Kemal-i
İntizamla doldurup, Kemal-i Hikmetle boşalttırıyor. Bir sofrayı da kaldırıp
indirmek gibi, koca memleketi baştan başa, çeşit çeşit sofralar, (Haşiye-18)
bir Dest-i Gaybî tarafından kaldırır, indirir tarzında mütenevvi yemekleri
sıra ile getirip yedirir. Onu kaldırıp başkasını getirir, sen de görüyorsun ve
Aklın varsa anlarsın ki, o dehşetli Haşmet içinde hadsiz sehavetli bir
Kerem var. Hem de bak ki, o gaybî Zâtın saltanatına, birliğine bütün bu
şeyler şehadet ettiği gibi; öyle de kafile kafile arkasından gelip geçen, o
hakikî perde perde arkasından açılıp kapanan bu inkılablar, bu tahavvü-
lâtlar; o Zâtın devamına, Bekasına şehadet eder. Çünki zeval bulan eşya ile
beraber esbabları dahi kayboluyor.
Halbuki onların arkasından, onlara isnad ettiğimiz şeyler, tekrar oluyor.
Demek o eserler, onların değilmiş; belki zevalsiz birinin eserleri imiş. Na-
sılki bir ırmağın kabarcıkları gidiyor, arkasından gelen kabarcıklar,
gidenler gibi parladığından anlaşılıyor ki; onları parlattıran, daimî ve
yüksek bir ışık Sahibidir. Öyle de: Bu işlerin sür'atle değişmesi, arka-
larından gelenlerin aynı renk alması gösteriyor ki; zevalsiz daimî birtek
Zâtın Cilveleridir, Nakışlarıdır, Âyineleridir, San'atlarıdır...
ONBİRİNCİ BÜRHAN
Gel ey arkadaş! Şimdi sana geçmiş olan on bürhan kuvvetinde kat'î bir
bürhan daha göstereceğim. Gel, bir gemiye bineceğiz; (Haşiye-19) şu
uzakta bir cezire var, oraya gideceğiz. Çünki bu tılsımlı Âlemin
------------------
(Haşiye-18): Sofralar ise, yazda zeminin yüzüne işarettir ki, yüzer taze taze ve
ayrı ayrı olarak Matbaha-i Rahmetten çıkan Rahmanî Sofralar serilir, değişirler. Herbir
bostan bir kazan, herbir ağaç bir tablacıdır.
(Haşiye-19): Gemi tarihe ve cezire ise Asr-ı Saadet'e işarettir. Şu asrın zulümatlı
sahilinde, mimsiz medeniyetin giydirdiği libastan soyunup, zamanın denizine girip,
tarih ve Siyer sefinesine binip, Asr-ı Saadet ceziresine ve Ceziret-ül Arab meydanına
çıkıp, Fahr-i Âlem'i (A.S.M.) iş başında ziyaret etmekle biliriz ki, o Zât o kadar parlak
bir Bürhan-ı Tevhiddir ki, zeminin baştan başa yüzünü ve zamanın geçmiş ve gelecek
iki yüzünü ışıklandırmış, küfür ve dalalet zulümatını dağıtmıştır.