Page 5 - Türk Yurdu 387. sayı Kasım 2019(web için-kapaklı)
P. 5

GENEL BAŞKANDAN










                        BARIŞ PINARI HAREKÂTI VE SONRASI







                                                     Mehmet ÖZ







                 “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında, maalesef medeniyet coğrafyamız paramparça edildi. Büyük güç-
               lerin küresel egemenlik savaşı veya Huntington’ın deyimiyle “medeniyetler çatışması”nın savaş sahnesi
               olarak İslam ülkeleri seçildi. Bu coğrafyanın büyük bir bölümü, tarihte kurduğumuz en büyük cihan devleti
               olan Osmanlı Devleti’nin sınırları içindeydi. 19-20. yüzyıllarda, zamanın büyük güçlerinin sömürgecilik
               faaliyetlerinin hedefi olan bu topraklarda kurulan siyasi oluşumlar, doğal olarak tarihî derinlikten ve devlet
               geleneğinden yoksundu. İki savaş arası dönemde iyice pişirilen ve “Avrupa’nın Yahudilere karşı utancının
               Müslüman Araplara ödetilmesi” biçiminde tezahür eden İsrail Devleti’nin kurulması da o zamandan gü-
               nümüze bölgemizin durumunu en çok etkileyen gelişmelerin temelini oluşturdu. Yakın geçmişte patlak
               veren “Suriye İç Savaşı”, esasen bir yönüyle “Büyük İsrail Projesi”nin, bir yönüyle de Küresel Egemenlik
               Savaşı’nın “vekâlet savaşları” yoluyla hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. Suriye’nin zaafları ve
               meseleleri, bu senaryoyu sahneye koymak için kullanılmıştır.
                 Irak’ta yaşananları, zamanında doğru bir şekilde değerlendirdiğimiz, tahlil ettiğimiz söylenemez. Zira
               asıl büyük resmi görmekten ziyade, “Arap Baharı” aldatmacasının peşinde, “İhvancı” anlayışın zaaflarıy-
               la malul bir siyaseti uygulamaya kalkınca “stratejik derinlik” iddiamız âdeta “stratejik körlük” hâlini aldı.
               “Komşularla sıfır sorun”dan “değerli yalnızlık”a savrulduk. Osmanlı Devleti’nin son dönemini ve Cumhu-
               riyet’in kurucusunun millî ve gerçekçi siyasetini tamamen yanlış değerlendiren bir takım “yalan söyleyen
               tarih” uzmanlarının(!) yol şaşırtması da bu süreçte etkili oldu. Neticede, içeride sözde çözüm sürecinin
               avantajlarından istifade eden PKK’nın Suriye kolu PYD’ye ve onun askerî kanadı YPG’ye, Suriye’nin ku-
               zeyinde önce kantonlarla başlayan bir “Rojava” hediyesi verildi. Bu süreçte, başlangıçta bizimle birlikte
               hareket ettiği izlenimi veren sözde müttefik ABD de sahaya buldozer olarak sürdüğüne şüphe olmayan
               DAEŞ/IŞİD’i bahane ederek YPG’yi ortak hâline getirdi.

                 Durumun vahametini fark eden Devlet, 15 Temmuz ihanetine rağmen önce Fırat Kalkanı sonra da
               Zeytin Dalı operasyonlarıyla güneyimizde bir “PKK’istan” kurulmasına “Dur!” dedi. Buna rağmen sözde
               müttefiklerimizin alenen desteklediği ve binlerce TIR silah gönderdiği YPG, yeni adıyla SDG güçlerinin
               Menbiç’te ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki varlığı ciddi bir tehdit olmaya devam etti. ABD’nin sürekli oya-
               lamalarına karşı nihayet Türk Ordusu, Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatarak bu konudaki kararlılığımızı dün-
               yaya gösterdi. Bunun üzerine âdeta bütün dünya karşımıza geçti. “Siyasi Ümmetçilik” hayalinin ne denli
               boş olduğu da Arap Birliği’nin Türkiye’yi suçlayan açıklamalarıyla bir kez daha kanıtlandı. Türk Devletleri
               Birliği olarak Türk Keneşi’nin yanında Pakistan, Macaristan ve Katar’ın Türkiye lehine yaptıkları açıklamalar
               dışında, maalesef kendi güvenliğimiz için yaptığımız Harekât’a bütün dünya cephe aldı. Bunun elbette
               çeşitli sebepleri var. Kısaca tahlil etmek gerekirse şunları belirtmek gerekir:
                 1. Hristiyan Batı’nın derin şuuraltında, Haçlı Seferlerinden bu yana Türklere karşı duyulan -nefret deme-
               yelim- olumsuz duygu ve korkuların değiştirilip yönlendirilmesi.
                 2. Orta Doğu’da kendisine taşeron olarak dört parçalı sözde “Kürdistan”ı gören İsrail’in etkisi.
                 3. Arap devletlerinin yöneticilerinin, dış güçlerin kuklaları olmaktan öte ciddi bir halk desteğinden
               mahrum olmaları ve Osmanlı geçmişinden dolayı Türkiye’ye karşı besledikleri olumsuz duygular.
                 4. İsrail etkeniyle birlikte asıl önemlisi, “Büyük Güçler” arasındaki mücadelede bölge denkleminde

                                                                                                  3
   1   2   3   4   5   6   7   8   9   10