Page 615 - Risale-i Nur - Sözler
P. 615

OTUZİKİNCİ  SÖZ’ÜN  İKİNCİ  MEVKIFI                                                                                           617


             Elcevab: Birinci şıkka "beş işaret" ile cevab veririz:

             BİRİNCİ İŞARET: Kur'an baştan başa Tevhidi isbat ettiği ve gösterdiği
           için,  bir  delil-i  kat'îdir  ki;  Kur'an-ı  Hakîm'in  o  nevi  Kelimeleri  sizin
                                                 ٓ
           fehmettiğiniz  gibi  değildir.  Belki     يقلاخْلا  نسحَا  demesi,  "Hâlıkıyet
                                                   َ
                                              َ
                                                       ُ َ ْ
           mertebelerinin en Ahsenindedir" demektir ki, başka Hâlık bulunduğuna hiç
           delaleti yok. Belki Hâlıkıyetin sair Sıfatlar gibi çok meratibi var.
                يقلاخْلا نسحَا   demek, "Meratib-i Hâlıkıyetin en güzel, en münteha
                  ٓ
                   َ
               َ
                       ُ َ ْ
           mertebesinde bir Hâlık-ı Zülcelâl'dir" demektir.

             İKİNCİ İŞARET:  يقلاخْلا نسحَا   gibi Tabirler, Hâlıkların taaddüdüne
                                   ٓ
                                    َ
                                َ
                                        ُ َ ْ
           bakmıyor. Belki mahlûkıyetin enva'ına bakıyor. Yâni "herşeyi, herşeye lâyık
           bir tarzda, en güzel bir mertebede halkeder bir Hâlıktır." Nasılki şu mânayı
                ٍ
             هقَلخ ء َ شَ َّلُك نسحَا   gibi Âyetler ifade eder.
           ُ َ َ
                       َ َ ْ
                 ْ

                                                        ٓ
             ÜÇÜNCÜ İŞARET: "    بْكَا         للَّٰا    "      "      يقلاخْلا نسحَا "
                                                         َ
                                     ُ َ    ُ ه      َ       ُ َ ْ
                                     ِ
                 ِ
               ي ٓ نسحمْلا يرخ        "     "      ي ٓ لصافْلا يرخ "gibi Tabirattaki müvazene, Cenab-ı
                                            َ
                        َ
                                        َ
                                  َ
             َ
                  ْ ُ
                                           ُ ْ
                       ُ ْ
           Hakk'ın vaki'deki Sıfât ve Ef'ali, sair o Sıfât ve Ef'alin nümunelerine mâlik
           olanlarla müvazene ve tafdil değildir. Çünki bütün Kâinatta cin ve ins ve
           Melekte  olan  Kemâlât,  Onun  Kemaline  nisbeten  zaîf  bir  gölgedir;  nasıl
           müvazeneye gelebilir? Belki müvazene, insanların ve bahusus ehl-i gafletin
           nazarına göredir. Meselâ: Nasılki bir nefer, onbaşısına karşı kemal-i itaat ve
           hürmeti gösteriyor, bütün iyilikleri ondan görüyor; Padişahı az düşünür. Onu
           düşünse de yine teşekküratını onbaşıya veriyor. İşte böyle bir nefere karşı
           denilir:  "Yahu,  Padişah  senin  onbaşından  daha  büyüktür.  Yalnız  ona
           teşekkür  et.."  Şimdi  şu  söz,  vaki'deki  Padişahın  haşmetli  hakikî
           kumandanlığıyla,  onbaşısının  cüz'î,  surî  kumandanlığını  müvazene  değil;
           çünki o müvazene ve tafdil, mânasız-dır. Belki neferin nazar-ı ehemmiyet ve
           irtibatına göredir ki, onbaşısını tercih eder, teşekküratını ona verir, yalnız
           onu sever.
   610   611   612   613   614   615   616   617   618   619   620