Page 737 - Yaratılış Atlası 2. Cilt
P. 737
Harun Yahya
140 milyon y›l yafl›ndaki Archaefructus türüne
ait bu fosil, bilinen en eski angiosperm (çiçekli
bitki) kal›nt›s›d›r. Bugünkü benzerlerinden fark›
olmayan bitki, çiçekleri ve mevyesi ile kusursuz
bir yap›ya sahiptir.
Yine Karbonifer döne-
mine ait olan bu 300
milyon y›ll›k at t›rna¤›
bitkisi, günümüzde ya-
flayan benzerlerinden
farks›z bir yap›dad›r.
Jura dönemine ait
olan yaklafl›k 180 mil-
yon y›ll›k bu bitki, ön-
ceki devirlerde hiçbir
atas› olmadan, özgün
ve kusursuz yap›s›yla
ortaya ç›km›flt›r.
den zarar görmemelerini sağlayacak sistemlere sahiptirler. Su yosunu ise, bir su bitkisidir, dolayısıyla
oksijenin olumsuz etkilerinden korunmak için gerekli olan enzimlere sahip değildir. Bu yüzden karaya
geçtiği anda oksijenin zararlı etkisinden kurtulması mümkün değildir. Böyle bir sistemin oluşmasını
"beklemesi" de söz konusu değildir, çünkü bu şekilde yaşayamaz.
Alglerin sudan karaya geçişi iddiasını çelişkili hale getiren bir başka nokta da, böyle bir geçişi ge-
rektirecek doğal bir etken olmayışıdır. 450 milyon yıl önceki alglerin doğal ortamlarını düşünelim. De-
nizlerin suları, onlara ideal bir ortam sunmaktadır. Örneğin sular onları aşırı sıcaklardan koruyup izole
etmekte ve ihtiyaçları olan her türlü inorganik minerali sağlamaktadır. Aynı zamanda da fotosentez yo-
luyla güneş ışınlarını emebilmekte, suda çözünen karbondioksitten kendi karbonhidratlarını (şeker ve
nişasta) yapabilmektedirler. Dolayısıyla su yosunlarının karada yaşamalarını gerektirecek, evrimci de-
yimle bu yönde bir "selektif avantaj" sağlayacak hiçbir durum yoktur.
Tüm bunlar, alglerin karaya çıkarak kara bitkilerini oluşturdukları şeklindeki evrimci varsayımın,
tümüyle bilim dışı bir senaryo olduğunu göstermektedir.
Angiospermlerin Kökeni
Karada yaşayan bitkilerin fosil tarihi ve yapısal özelliklerini incelediğimizde ise, yine karşımıza ev-
rim teorisinin öngörülerine hiç uymayan bir tablo çıkar. Neredeyse her biyoloji kitabında karşılaşacağı-
Adnan Oktar 735