Page 162 - Olasılıksız
P. 162

Daha kimse ne olduğunu anlayamadan Nava koşarak çamurlu yokuştan Caine’in yanına doğru
               gitti. O da o anda polisin kafasına bastonunu indiriyordu. İkisi de dengesini kaybettiği için birbirlerine
               sarılarak düştüler.
                    Nava polisin üstünden atlarken, adamın sağ kulağının arkasındaki kesikten kan aktığını gördü.
               Bayılmıştı. Uzanıp Caine’i ayağa kaldırdı ve onu sürükleyerek son birkaç adımı ilerleyip yola çıktı.
                    Bir araba bulmaları gerekiyordu.

                                                               ▲



                    Her yerde polis arabaları vardı, ama içleri boştu. Önlerinde  yürüyen yolcular  olanlardan
               habersizdiler. Caine omzunun üstünden geriye doğru bakınca bakmamış olmayı diledi: Eli silahlı altı
               polis yokuşu çıkıyordu.
                    Nava'yla ortadan  kaybolmak için onbeş saniyeleri  vardı, yoksa yine ateş edilecekti. Nava
               muhteşemdi -muhteşemden de öteydi- ama altı silahlı polisi alt edecek hali yoktu. Ayrıca, Caine böyle
               bir şeye kalkışmasını da istemiyordu, çünkü onları alt edip kendini de öldürtebilirdi. Tek bir kaçış yolu
               vardı.
                    "Bana tabancanı ver," dedi Caine. Nava tereddüt etmedi. Bu talebi kadına garip gelmemişti, ama
               kendisine gelmişti.
                    Caine tereddüt etmeden, sendeleyerek, yağmurlu sokağın ortasına çıktı ve tabancasını havada
               salladı. Kırmızı bir Vosvos aniden fren yaptı, yoldan kayarak çıkıp korumalığa çarptı. Yanından hızla
               bir Ford Mustang geçti, o da su sıçrattı. Caine bir an için gözlerindeki suyu silene kadar göremedi,
               sonra da siyah bir Mercedes'in üstüne doğru geldiğini gördü.
                    Tabancayı ön cama doğrulttuğunda blöf yapıyordu aslında, ama bu işe yaradı. Sürücü Caine’in
               dizine yarım metre kala durabildi. Karartılmış camlardan arabanın içi görünmediği için Caine sürücüyü
               göremedi.
                    Nava arabaya  doğru koşup, kapıyı açtı. Sürücünün yakasına yapışıp dışarı çekti ve  silahı
               şakağına dayadı. Adam bu haldeyken  biraz fazla  rahattı. Nava'ya bakmadı bile, doğrudan Caine’e
               bakıyordu.
                    "Yağmur Adam?"

                                                               ▲



                    "Doc?" dedi Caine olanlara inanamayarak.
                    Nava, Caine’e baktı.
                    "Tanışıyor musunuz?"
                    Caine sadece başını salladı.
                    "Peki, bin arabaya," diye emir veren Nava, Doc'u ön koltuğa oturttu ve Caine de arkaya geçti.
               Daha Caine kapıyı bile kapayamamıştı  Nava  sonuna kadar gaza bastığında.  Caine bir korna sesi
               duydu ve dönüp bakınca küçük bir aracın kayarak bir minivana çarptığını gördü.
                    Hızlanmaya devam ettiler. Nava sanki gayret bile etmeden çevredeki tüm arabaları geçiveriyordu.
               Birkaç dakika sonra sanki bir süreliğine güvendelermiş gibi, biraz olsun yavaşladı. Caine, kadına ve
               yanında oturan Doc'a da bakınca sanki bu manzarayı daha önceden gördüğü hissine kapıldı.
                    "Neden Philadelphia'dasınız?" diye sordu hocasına Caine.
                    "Penn Üniversitesi'nde bir seminer veriyordum," dedi Doc biraz şaşkın bir halde. ''Asıl senin ne
               işin var burada?...O elindeki ne?" diyerek Caine’in elindeki silahı işaret etti. Caine kucağındaki silaha




               Saklı Kütüphane                             162                                 www.e-kitap.us
   157   158   159   160   161   162   163   164   165   166   167