Page 14 - Efsane
P. 14
Aklım Tess'le sakladığımız paralara gitti. 2500 Not. Bizi aylarca beslemeye
yeterdi... ama aileme veba ilacı şişelerinden almaya yetmezdi.
Dakikalar yavaş ilerliyordu. Sapanımı saklayıp Tess’le birkaç el taş kâğıt makas
oynadık. (Neden bilmiyorum ama bu oyunda aşırı iyiydi.) Birkaç kez annemin
penceresine baktım fakat kimseyi görmedim. Tahtaya vurulduğunu duyar
duymaz açmaya hazır biçimde kapının orada toplanmış olmalılardı.
Ve zamanı geldi. Pencere pervazından öne eğildim, o kadar eğildim ki Tess
düşüp yere kapaklanmayayım diye kolumdan tuttu. Askerler kapıyı
yumrukladılar. Annem hemen kapıyı açtı, askerleri içeri alıp kapıyı kapattı.
Konuşma ve ayak seslerini ya da evden gelebilecek herhangi bir şeyi
duyabilmeye çalışıyordum. Bütün bunlar ne kadar erken biterse, John’a
hediyelerimi o kadar erkenden verebilecektim.
Sessizlik sürüyordu. Tess fısıldadı: "Hiçbir şey olmaması iyi haber demek, değil
mi?”
"Çok komik.”
Saniyeleri aklımdan sayıyordum. Bir dakika geçti. Sonra iki, sonra dört ve
sonunda on dakika.
Ve on beş dakika. Yirmi dakika.
Tess’e baktım. Sadece omuz silkti. "Belki okuyucuları bozulmuştur,” dedi.
Otuz dakika geçti. Yerimden kalkmaya cesaret bile edemiyordum. Sanki bir
şeyler o kadar hızlı olacaktı ki eğer gözümü kırparsam kaçıracağım diye
korkuyordum. Parmaklarım bıçağımın kabzasında ritim tutuyordu.
Kırk dakika. Elli dakika. Bir saat.
"Ters giden bir şeyler var,” diye fısıldadım.
Tess dudaklarını büzdü. "Onu bilemeyiz."
"Ben biliyorum. Neden bu kadar uzun sürsün ki?”
Tess cevap vermek için ağzını açtı ama daha bir şey diyemeden iiskerler tek sıra
halinde, ifadesizce evden çıktılar. En son çıkan asker kapıyı ardından kapattı ve
belindeki bir şeyi aldı. Başımın döndüğünü hissettim çünkü neyin geleceğini