Page 298 - Risale-i Nur - Sözler
P. 298
300 SÖZLER
Eğer tabiata ve esbaba isnad etsen, imtina derecesinde suubetli ve muhal
derecesinde müşkilâtlı ve hiçbir vehim kabul etmeyen hurafatlı şöyle bir
yola gidersin ki; tabiat için herbir cüz' toprakta, herbir katre suda, herbir
parça havada, milyarlarca madenî matbaalar ve hadsiz manevî fabrikalar
bulunması lâzım. Tâ ki, hesabsız çiçekli, meyveli masnuatın teşkilâtına
mazhar olabilsin. Yahut herşeye muhit bir İlim, herşeye muktedir bir
Kuvvet, onlarda kabul etmek lâzım gelir. Tâ şu masnuata hakikî masdar
olabilsin. Çünki toprağın ve suyun ve havanın herbir cüz'ü, ekser nebatata
menşe olabilir. Halbuki herbir nebat -meyveli olsa, çiçekli olsa- teşekkülâtı
o kadar muntazamdır, o kadar mevzundur, o kadar birbirinden mümtazdır,
o kadar keyfiyetçe birbirinden ayrıdır ki; herbirisine, yalnız ona mahsus
birer ayrı manevî fabrika veya ayrı birer matbaa lâzımdır. Demek tabiat,
mistarlıktan masdarlığa çıksa; herbir şeyde bütün şeylerin makinelerini
bulundurmağa mecburdur. İşte bu tabiatperestlik fikrinin esası, öyle bir
hurafattır ki, hurafeciler dahi ondan utanıyorlar. Kendini âkıl zanneden ehl-
i dalâletin, nasıl nihayetsiz hezeyanlı bir akılsızlık iltizam ettiklerini gör,
ibret al!..
Elhasıl: Nasıl bir Kitabın herbir harfi, kendi nefsini bir harf kadar
gösterip ve kendi Vücuduna tek bir suretle delalet ediyor ve kendi kâtibini
on kelime ile tarif eder ve çok cihetlerle gösterir. Meselâ: "Benim
kâtibimin hüsn-ü hattı var: Kalemi kırmızıdır, şöyledir böyledir" der.
Aynen öyle de: Şu Kitab-ı Kebir-i Âlemin herbir harfi, kendine cirmi kadar
delalet eder ve kendi sureti kadar gösterir. Fakat Nakkaş-ı Ezelî'nin
Esmasını, bir Kaside kadar tarif eder ve keyfiyetleri adedince işaret par-
maklarıyla o Esmayı gösterir, müsemmasına şehadet eder. Demek hem
kendini, hem bütün Kâinatı inkâr eden safsatacı gibi bir ahmak, yine Sâni'-i
Zülcelâl'in inkârına gitmemek gerektir!..
ALTINCI LEM'A: Hâlık-ı Zülcelâl'in nasılki mahlûkatının her bir
ferdinin başında ve masnuatının herbir cüz'ünün cebhesinde, Ehadiyetinin
Sikkesini koymuştur. (Nasılki geçmiş Lem'alarda bir kısmını gördün.) Öyle
de; herbir nev'in üstünde çok Sikke-i Ehadiyet, herbir küll üstünde mütead-
did Hâtem-i Vâhidiyet, tâ Mecmu-u Âlem üstünde mütenevvi Turra-i
Vahdet, gayet parlak bir surette koymuştur. İşte pek çok sikkelerden ve
hâtemlerden ve turralardan, Sath-ı Arz sahifesinde bahar mevsiminde
vaz'edilen bir sikke, bir hâtemi göstereceğiz. Şöyle ki:
Nakkaş-ı Ezelî, zeminin yüzünde yaz, bahar zamanında en az üçyüzbin
nebatat ve hayvanatın enva'ını, nihayetsiz ihtilat, karışıklık içinde