Page 22 - Efsane
P. 22

Sezgilerim ne kadar keskin olursa olsun, Drake’te ne kadar başarılı olursam
               olayım ya da savunma, hedef alıştırması ve yakın dövüşte ne kadar mükemmel
               notlar alırsam alayım, Metias’ın gözlerinde hep bu korku vardı. Başıma bir gün
               bir şey gelmesinden korkuyordu; anne ve babamızın ölümüne yol açan trafik
               kazası gibi. Bu korku yüzünden hiç silinmiyordu. Thomas da bunun farkındaydı.


               Annem ile babamı, Metias’ın onları tanıdığı kadar tanımadığım için özlemim
               onunkiyle boy ölçüşemezdi. Onları kaybetmenin üzüntüsüyle ağlamamın sebebi,
               onlarla ilgili hiçbir anım olmamasıydı. Zihnimde sadece evimizde dolaşan
               yetişkinlerin uzun bacakları ve beni mama sandalyesinden kaldıran ellerin
               olduğu bulanık görüntüler vardı. Bu kadar. Çocukluğumun diğer bütün anıları -
               ödül alırken oditoryuma bakışım ya da hasta olunca bana çorba yapılması veya

               azarlanışım ya da yatağa yatırılmam- bunların hepsi Metias’laydı.

               Batalla bölgesinin yarısını ve birkaç yoksul bloğun yanından geçtik. (Bu
               dilenciler jipimizden biraz daha uzakta duramazlar mıydı?) Sonunda Ruby’nin
               teraslı, pırıl pırıl yüksek apartmanlarına vardık, evimize gelmiştik. Önce Metias

               indi. Ardından inerken Thomas bana hafifçe gülümsedi. Şapkasının ucuna
               dokunarak: “Görüşmek üzere, Bayan Iparis,” dedi.

               Bana June demesine ikna etmeye çalışmaktan vazgeçmiştim, hiç
               değişmeyecekti. Yine de insanın size düzgün bir şekilde seslenmesi o kadar da
               fena değildi. Belki büyüyünce, Metias da biriyle çıkmam fikrine

               dayanabildiğinde...

               “Güle güle, Thomas. Getirdiğin için teşekkürler.” Jipten dışarı adımımı atmadan
               önce ben de ona gülümsedim. Metias bana dönüp sesini alçaltmadan önce
               kapının tamamen kapanmasını bekledi. "Bu gece eve geç geleceğim,” dedi.

               Gözlerinde yine o gergin ifade vardı. “Dışarı yalnız başına çıkma. Cepheden
               gelen haberlere göre bu gece havaalanı üslerine güç toplayabilmek için evlerin
               elektriğini keseceklermiş. Bu yüzden olduğun yerde kal, tamam mı? Sokaklar
               normalden daha da karanlık olacak.”


               Moralim bozuldu. Keşke Cumhuriyet bir an önce şu savaşı kazansaydı da bir
               kereliğine elektriğimiz kesilmeden bir ay geçirebilseydik. “Nereye gidiyorsun?
               Seninle gelebilir miyim?”

               “Los Angeles merkezindeki laboratuvara göz kulak olacağım. Mutasyona

               uğramış bir tür virüsün bulunduğu şişeleri teslim edecekler; bütün gece
   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27