Page 25 - Efsane
P. 25
ceplerimde de bir çift eldiven ve siyah bir mendil taşıyordum. Belimde koyu
renk, uzun kollu bir gömlek bağlıydı. Saçlarım açık ve omuzlarıma dökülüyordu.
Bu sefer spreyle altın sarısı saçlarımı ham petrole daldırmışçasına koyu bir
siyaha boyadım. Tess günün erken saatlerinde bir mutfağın arka sokağından 5
Not karşılığı bir kova domuz kanı almıştı. Kollarım, karnım ve suratım tamamen
kana bulanmış haldeydi. Garanti olsun diye de yanaklarıma çamur sürdüm.
Hastane, binanın ilk on iki katını kapsıyordu fakat ben sadece pencereleri
bulunmayan katla ilgileniyordum. O da kan örneklerinin ve ilaçların bulunduğu
laboratuvarın yer aldığı üçüncü kattı. Burası dışarıdan bakıldığında özenle
yapılmış taş oymaların ve yıpranmış Cumhuriyet bayraklarının arkasında
tamamen gizlenmişti. Bu aldatıcı görüntünün ardında koridorları ya da kapıları
olmayan büyük bir kat vardı; sadece devasa bir oda, beyaz maskeli doktor ve
hemşireler, test tüpleri ve akıtaçlar, kuvözler ve sedyeler. Bunların ne olduğunu
biliyordum çünkü daha önce orada bulunmuştum. Deneme’de başarısız
olduğum, ölmem gereken gün oradaydım.
Gözlerim binanın yan tarafını taradı. Üzerinden atlayabileceğim bir balkon ve
dengemi sağlayabileceğim pencere pervazları varsa bazen bir binaya dışarıdan
girmeyi başarabiliyordum. Bir defasında dört katlı bir binaya beş saniyeden kısa
bir sürede tırmanmıştım. Ama bu bina çok düzdü ve ayağımı koyabileceğim bir
yer yoktu. Laboratuvara dışarıdan ulaşmam gerekiyordu. Hava ılık da olsa biraz
ürperdim ve keşke Tess'den benimle gelmesini isteseydim diye içimden
geçirdim. Ama içeriye izinsiz giren iki kişiyi yakalamak, bir kişiyi yakalamaktan
daha kolaydı. Ayrıca ilaca ihtiyacı olan onun ailesi değildi. Kolyemi gömleğimin
içine sokup sokmadığımdan emin olmak için kontrol ettim.
Bir hastane aracı askeri jiplerin arkasına yanaştı. Dışarı çıkan askerlerin birkaçı
hemşireleri karşılarken diğerleri de kamyondaki kutuları boşalttı. Grubun lideri,
subay ceketinin üzerindeki çift sıra gümüş düğmeler hariç, tamamen siyah
giyimli, koyu saçlı, genç bir adamdı. Hemşirelerden birine söylediklerini
duyabilmek için kendimi zorladım.
"... gölün kenarından.” Adam eldivenlerini sıkılaştırdı. Bir an için kemerindeki
silahı fark ettim. “Bu akşam adamlarım giriş kapılarını tutacak."
Hemşire, "Tabii, yüzbaşı," dedi.
Adam ona doğru şapkasına hafifçe dokundu. "Adım Metias. Herhangi bir