Page 24 - Efsane
P. 24
DAY
YEDİ YAŞIMDAYKEN BABAM BİR HAFTALIK İZİN ALIP cepheden eve
gelmişti. İşi Cumhuriyet askerlerinin arkasını toplamaktı, bu yüzden genellikle
evde olmazdı ve annem bizi tek başına büyütüyordu. O gün eve geldiğinde, şehir
devriyesi evimize rutin kontrol için gelip babamı sorgulamak üzere yerel polis
merkezine götürdü. Şüpheli bir şey bulmuşlardı sanırım.
Polisler onu iki kolu kırılmış, suratı kan ve yara içinde geri getirdi.
Birkaç gece sonra, bir top kırılmış buzu benzin bidonuna daldırdım, benzinin
buzu kalın bir tabakayla kaplamasını bekledim ve ateşe verdim. Ardından onu
yerel polis merkezimizin pencerelinden sapanla fırlattım. Köşeden döndüğümde
oraya hızla gelen itfaiye araçlarının ve polis binasının yanıp kül olmuş batı
kanadının kalıntılarını gördüm. Kimin yaptığını bulamadılar, ben de ortaya
çıkmadım. Sonuçta ortada hiçbir kanıt yoktu. İlk mükemmel suçumu işlemiştim.
Eskiden annem zor şartlara rağmen bir gün başarılı, hatta unlü olacağımı hayal
ederdi.
Gayet ünlüydüm ama annemin aklındakinin bu olduğunu sanmıyordum.
Yine akşam oluyordu. Askerlerin evimizin kapısını işaretlemesinin üzerinden
kırk sekiz saat geçmişti.
Los Angeles Merkez Hastanesi'nden bir blok ötedeki arka sokaklardan birinin
gölgeleri içine gizlenmiş, çalışanlarının ana giriş kapısından girip çıkmalarını
izliyordum. Bulutlu bir geceydi gökyüzünde ay görünmüyordu, binanın
tepesindeki Bank Tower yazısını bile seçemiyordum. Her kattan elektrik
lambalarının ışıkları parlıyordu; sadece hükümet binalarının ve elitlerin evinde
bulunabilecek bir lükstü bu. Yer altı park alanlarına giriş için onay bekleyen
askerî jipler sokak boyu sıralanmıştı. Kimlik kontrolleri yapılıyordu. Gözlerim
girişe kilitlenmiş, hareket etmeden duruyordum.
Bu akşam süper görünüyorum. Koyu renk deriden, giydikçe yumuşamış,
kuvvetli bağcıkları ve çelik topukları olan sağlam botlarımı giymiştim. Bunları
biriktirdiğimiz paradan ayırdığım 150 Notla satın almıştım. Her bir botun
tabanına bir bıçak sakladım. Ayağımı hareket ettirdiğimde, soğuk metalin tenime
değdiğini hissedebiliyordum. Siyah pantolonumu botlarımın içine sokmuştum,