Page 29 - Efsane
P. 29
Sıra sıra sedyelerin ve metal davlumbazların altında kaynayan kimyasal
maddelerle dolu kocaman bir odadaydım. Doktorlar ve askerler irkilmiş
suratlarla bana döndüler.
Gördüğüm ilk kişiyi, kapıya yakın duran genç bir doktoru yakaladım.
Askerlerden biri bize silahını doğrultamadan, bir bıçağımı çıkarıp adamın
boğazına dayadım. Diğer doktorlar ve hemşireler donup kaldı. Bazıları çığlık
attı.
Mendilimin arkasından, “Ateş ederseniz onu vurursunuz," diye askerlere
bağırdım, Silahları artık benim üzerimdeydi. Doktor titriyordu.
Onu kesmemeye dikkat ederek bıçağı boğazına daha da bastırdım. "Canını
yakmayacağım," diye fısıldadım kulağına. "Veba ilaçlarının nerede olduğunu
söyle.”
Boğuk bir inleme sesi çıkardı, tutuşumun altında terlediğini hissedebiliyordum.
Buzdolaplarına doğru işaret etti. Askerler hâlâ tereddütteydi ama içlerinden biri
bana seslendi.
"Doktoru bırak!” diye bağırdı. "Teslim ol.”
Gülmek istedim. Bu asker aralarına yeni katılmış olmalıydı. Odayı doktorla
birlikte geçtim, ardından buzdolaplarına gelince durdum. "Göster.” Doktor titrek
elini kaldırdı ve dolabı açtı. Soğuk bir hava dalgası yüzümüze vurdu. Acaba
doktor da kalbimin ne kadar hızlı attığını hissedebiliyor muydu?
"Orada,” diye fısıldadı. Doktorun dolabın en üst rafına işaret ettiğini görebilecek
kadar bir süre için askerlere arkamı döndüm. Raftaki şişelerin yarısı üç çizgili X
ile etiketlenmişti: X: T. Filovi-ridae Virüs Mutasyonları. Diğer şişeler 11.30
Tedavileri şeklinde etiketliydi. Ancak bütün şişeler boştu. Hepsi tükenmişti.
Sessizce küfrettim. Gözlerim diğer raflarda gezindi, sadece vebanın ilerlemesini
önleyen ilaçlar ve çeşitli ağrı kesiciler vardı. Tekrar küfrettim. Artık geri dönmek
için çok geçti.
"Bırakıyorum,” diye doktora fısıldadım. "Eğil.” Tutmayı bıraktım ve dizleri
üzerine düşecek kadar sert bir şekilde ittim.
Askerler ateş açtı. Ama ben buna hazırdım, açık buzdolabı kapısının arkasına
saklandım ve kurşunlar kapıdan sekti. Birkaç ilaç şişesini alıp gömleğimin içine