Page 26 - My FlipBook
P. 26
bir milyon gözlü Ģehir ejderhası, her ân pencerelerden atıyor. (Ġkinci Bar Kızma
doğru) Hepimiz birbirimizi affetmeliyiz. Dağları kaydıran bir zelzele olurken,
birbirine sarılmıĢ çocukların haline dönmeli değil miyiz? Nedir bu zelzele
arsasında birbirimizin saçını yolduğumuz, ciğerini söktüğümüz?
(Sükût... Durak.. Reis Bey herkesi süzer.)
REĠS BEY — Kalblerinizi değiĢtirin! Size hakikat gibi görünen Ģeylerin hemen
değiĢtiğini görürsünüz.
ĠKĠNCĠ BAR KIZ — Kalb değiĢir miymiĢ istenince?..
REĠS BEY — Dünyanın en sert ve en yumuĢak madeni, kalb... AteĢini bulsun; hemen
değiĢir.
79
(Çıngırak sesi... Kapıda dadı... Edası gayet asil...)
DADI — (Kapıdan) Fikrimi değiĢtirdim. Reis Bey! Çıkalım! Yakınlarda bir
tanıdığımın evi var.. Orada konuĢabiliriz,
(Herkes hayrette... Reis Bey, çarpılmıĢ gibi...)
REĠS BEY — Geliyorum, dadı teĢekkür ede-
rim.
— IĢıklar kararır —
80
TABLO V
[Bitirim yerinde kahve ocağı... Çok eski taĢ [duvarlarından rutubet sızan, kubbe
altı gibi bir Iyer.. Sekiz eĢit çizgili bir kahve ocağı ve tezgâhı... Ortada
hapishane penceresini andıran, kalın iemir parmaklıklı bir menfez... Solda ve
dip çizgisine bitiĢik çizgi üzerinde, tokmaklı ve çinko kaplı yarı aralık bir
kapı... Tahta bankolar, hasır Ġskemleler, yamrı yumru masalar...]
(Demir parmaklıklı pencerede Ģafağın ilk alâmetleri.. Reis bey, pencerenin
altındaki banko üzerinde, ellerini iki açık dizinin arasına yerleĢtirmiĢ, baĢını
eğmiĢ, düĢünmekte... Kahve ocağında kumarhane garsonu, çay bardağını
karıĢtırıyor. Yarı aralık kapıdan, zar sesleri, homurtular, uğultular, kumar
tâbirleri geliyor. Kumarhane garsonu, elinde çay bardağı ocaktan çıkar.)
KUMARHANE GARSONU Ģmı! ġafak söküyor!
? Babalık! Kaldır
(Reis Bey, baĢını kaldırıp pencereye bakar. Kumarhane garsonu, elindeki çayı,
Ģapırta-darak içmeğe baĢlar.)
REĠS BEY — Tıpkı çocuğu astırdığım günün iği...
KUMARHANE GARSONU — O da burda,
81
hem de Ģu oturduğun banko üzerinde kaç Ģafak
seyretti!
REĠS BEY — Onun çile mirasçısı Ģimdi benim... Bütün bıraktıkları, malım...
KUMARHANE GARSONU — Sen onun gibi kumar oynamıyorsun! Eroin almıyorsun! Nasıl
mirasçısı olabilirsin? Sabaha kadar, bu akrep yuvasında tıkılıp kalmaktan
muradın nedir? Hâlâ anlayamadık!
REĠS BEY — Muradım akreplerle halleĢmek,
onları okĢamak...
KUMARHANE GARSONU — Ne çıkacak
bundan?...
REĠS BEY — YumuĢayacaklar.. Ağlamayı öğrenecekler...
KUMARHANE GARSONU — (Çayını hopur-tadır) Akrepler ağlamayı öğrenecek ha!...
Gülmeği
desen neyse...
REĠS BEY — (Tane tane) Akrepler ağlamayı öğrenecek... TaĢ öğrenir de ağlamayı,
akrep öğrenmez mi?
KUMARHANE GARSONU — NeredeymiĢ
ağlayan taĢ?
REĠS BEY — KarĢında... Ben!...
KUMARHANE GARSONU — Senin bu akıl ermez halini hoĢ görüyorlar ama, belli olmaz;
yarın mahkûm ettiklerinden biri çıkıp gelir, seni benzetir burada... Öyle,
kaybedenlere para vermen, arkalarına düĢmen seni kurtaramaz.
REĠS BEY — Onlar affetmeği bilirler. Biz bilemiyoruz!..