Page 32 - My FlipBook
P. 32

HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Ġyi gidersen, boaya kalmaz, çıkarsın! Üç hafta sonra
             bildiririz Bakanlığa.. DüĢün, tam üç sene kazanacaksın!
             KAATĠL — TeĢekkür ederim, Müdür Bey!
             HAPĠHANE MÜDÜRÜ — (Birinci Gardiyana) Götürün!...
             (Kaatil ve Birinci Gardiyan dönerler, kapıya doğru yürürler.)
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — (Kaatjlin arkasından) Kimsede saç görmiyeceğim!
             97
             (Kaatil ve Birinci Gardiyan durup Müdüre dönerler.)
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Sıfır numara ile bütün saçlar kesilecek.. BaĢta seninki..
             Altı ay içinde iyi büyütmüĢsün saçlarını... Hem de afili tarafından...
             KAATĠL — Estağfirullah efendim!...
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Seninkilere acıdım; madem ki yakında çıkıyorsun, kalsın...
             KAATĠL — Eksik olmayın!
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Haydi koğuĢuna! (Birinci Gardiyan) BeĢinci Kısım
             mâruzatçıları hazır mı?
             BĠRĠNCĠ GARDĠYAN — Koridorda bekliyorlar.
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Gelsinler!
             (Kaatil ve Birinci Gardiyan çıkarlar. Birinci Gardiyan kapıyı açık bırakır.
             Müdür, masasından duran bir kâğıdı çekip bakar. Açık kapıdan, önde Ġkinci
             Gardiyan ve arkasında karaborsacı, memur, yankesici, sahte hâkim, Birinci Adem
             Baba...)
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — (Ġkinci Gardiyana) Yazsınlar listeye!...
             KARABORSACI — Fakat mahkûmlarla beraber, birbirimizle kelepçeli ve yaya olarak
             gönderilmem feci olur. Geçenki gibi, otomobilim gelip alsa da iki jandarmayla
             gitsek; müsaade buyurulur mu?
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Orasını jandarma bilir.
             KARABORSACI — (Gayet riyakâr ve hilekâr) ÇavuĢa jlae bir çift sözünüz kâfidir
             efendim!
             98
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — (Çatık kaĢlarına ve yüzündeki sahte heybet çizgilerine
             rağmen, giz-     \ leyemediği bir himaye edâsiyle Ġkinci Gardiyana) Ayrı
             yazsınlar!..
             KARABORSACI — (Eğilir) ġükranlarımı ar-zederim efendim!
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — (Karaborsacıya) Yalnız, kadillakta birkaç kadın, hastane de
             bir sürü iĢ adamı; olmaz! Arada, Boğaza kadar uzanmalar, falan; dikkat!... Sonra
             eve haber gönderin, yemeklerinizi o kadar lüks tarafından tutmasm-lar... Biz
             müdürken gazoz içemiyoruz, siz Ġstakoz yiyorsunuz!
             KARABORSACI — Emredersiniz efendim!
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — (BaĢını memura çevirerek sert ve merhametsiz) Efendi! Sana
             yüz defa söylüyorum ki, dosyan gelmiyor iĢte!.. Ne yapalım, söyle!
             MEMUR — (Gayet kırık ve ıstıraplı) Efendim! Yarın, kayıtsız Ģartsız, umumî bir
             af çıksa bütün hapishane boĢalır mı?
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Tabii...
             MEMUR — Fakat yalnız ben çıkamam!
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Neden?
             MEMUR — Dosyam yok da ondan...
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Doğrudur! Ama ben ne yapayım?... Senin için müfettiĢ tevkif
             kesmiĢ, muamele de öylece kalmıĢ... Ne arayanın var, ne soranın!... Birini bul,
             takip etsin!...
             MEMUR — Seksenlik, yatalak bir annemden baĢka kimsem yok ki, takip etsin...
             Zaten dosyam gelse hemen tahliyem gerekir.
             HAPĠSHANE MÜDÜRÜ — Seninki hususî bir durum... Memurluğun çileleri bunlar.. Seni
             tu-
             99
             tan ben değilim ki; müfettiĢe bu hakkı veren, kanun... Hem böyledir, hapishane
             balık zokalarına benzer, iğnesi çabucak girer, kolay kolay çıkmaz. Talihine küs!
             (Karaborsacıyı gösterir.) Bak milyonere, hiç talihinden Ģikâyet ettiği var mı?
             (Yankesiciye yönelir.) Ulan; ben sana olur olmaz bahanelerle karĢıma çıkma,
             gözüme görünme, demiyor muyum? (Elindeki kağıda bakar.) Bak, ne demiĢsin,
             gardiyana: Hususî maruzat.. NeymiĢ, herif, hususî mâruzâtın?...
   27   28   29   30   31   32   33   34   35   36   37